07 01 2009
Anasayfa arrow Ziyaretçi Defteri arrow Z. Defteri (Arşiv)
 

Z. Defteri (Arşiv)




kazım eroğlu    30 Kasım 2007 16:29
BİR ŞEYLER YAPMALI !

Arguvanhaber.com da bir başlık kimin ilgisini çekti bilemem, ama benim oldukça ilgimi çekti. Bu başlık şuydu: İŞ ADAMLARIMIZA ÇAĞIRI, ARGUVANIN SİZE İHTİYACI VAR. Ben bir iş adamı değilim.Emeğimle yaşamımı idame ettiren bir insanım. Durum böyle olunca iş adamlarımıza yönelik bir çağrının benim ilgimi çekmesi pek de doğal olmayabilir. Ama ilgimi çekiyor; nedeni de benim mesleki konumumla alakalı bir şey değil tümüyle duygusal,başka bir ifadeyle insani boyutla alakadar olmasıdır.
Böyle bir çağrıyı yapan ve paylaşan arkadaşların iyi niyetinden,samimiyetinden hiçbir kuşkumun olmadığını öncelikle belirtmek isterim. Yaşanılan toplumsal gerçekliğin insanları sermayeye muhtaç kılması doğal olarak bu tür çağrıları da gündeme taşıyor tıpkı başka yörelerde olduğu gibi. Bu çağrılara karşı olmadığım gibi iş adamların yöreye yönelik yatırımlarına da karşı olmadığımı tam tersine bu yatırımların destekçisi de olabileceğimi söyleyebilirim. Ancak bu çağrıların hiçbir gerçeği yansıtmadığını da söylemeliyim. Sermaye açısından yatırım azami karlılık ister.Bu karlılığı görmediği yerde sermayeyi göremezsiniz.

Arguvanın temel altyapı sorunlarından ekonomik sorunlarına oradan sosyal insani boyutlu sorunlara kadar bir çok sorunun olduğunu hemen hepimiz de az çok biliyoruz.Bu bir dizi karmaşık sorunlar karşısında hemen hepimizin de yapabileceği bir şeylerin olduğuna inanıyorum.Durum böyle olunca çağrı, tüm Arguvan insanına yönelik olmalıdır. Arguvanın işadamlarına ihtiyacı olduğu kanaatinde değilim; Arguvanın insana ihtiyacı olduğu kanaatindeyim! Bu ne demek ? Bu demektir ki, herhangi bir çıkar beklemeksizin Arguvanın özverili,fedakar,üretken elinden geldiğince, gücü yettiğince maddi manevi katkısını esirgemeyen Arguvanı gerçekten seven insanlara ihtiyacı var demektir. Bu insanların içinde işçisi de olabilir, işsizi de olabilir,iş adamı da olabilir.İşin insani-duygusal yönü olmadan hiçbir şeyin olacağı kanaatinde değilim. Eğer bu zamana kadar bir şeyler yapılmışsa bu temel üzerinde bir şeyler yapılmıştır,herhangi bir beklenti-çıkar üzerinden değil.

Evet,bir şeyler yapmalıyız! Hemen hepimizin de bir şeyler yapabileceği inancını taşıyorum. En azından Arguvan insanının (yöredeki yada yöre dışında olsun) büyük çoğunluğunun kendi yöresini sevdiğine ve bu yöresi için bir şeyler yapacağına inanıyorum .Burada ki asıl sorununda kitleyi harekete geçirecek bir motor gücünün,bir örgütlülüğün ,bir organizasyonun eksikliği olduğunu düşünüyorum.Bunun için diyorum ki, gelin BİR ŞEYLER YAPMALI deyişi üzerinden tüm Arguvan insanına yönelik çağrımızı bıkmadan usanmadan,sitelerimizde bir köşeye eklemeli,dışarıda gördüğümüz herkesle konuşmalı,toplantılarda etkinliklerde gündeme getirmeli ve işe bir yerden başlamalıyız. Sizler ne dersiniz?

Saygılarımla.

ali taner gobekogull    29 Kasım 2007 17:53
AYIPTIR KONUŞMASI PAYLAŞMASI CİNSELLİK Mİ ACABA BU ?
Bu yazıyı yazmadan önce artık ülkemizde cinsellikle ilgili sitelerin yer alması ve gençlerin bu sitelerden cinsellikle ilgili bilgileri bu sitelerden öğrenmesi ve daha bilinçli ve cinsel sorunlarına yaklaşımı tıbbın sağladığı bilimsel anlayışla olması ülkemizde özellikle bu sorunların büyük acılara felaketlere neden olan ilkel metod ve tabuların yok olmasına neden olmaktadır.
Cinsellikte insan yaşamında var olan ve insanın vazgeçemeyeceği ve belirli bir yaştan sonra yaşamak istediği bir duygusu ve insan anatomisi gereği ihtiyaç duyduğu şeylerden birisidir. tabii düne kadar bu konuları konuşmak bizim doğup büyüdüğümüz kimi yörelerde ayıp kimi yörelerde günah anlayışı ile bakılmaktadır.
Hatta cinsellik adlı sitenin üyesi olduğum için o siteye bir yazımda tabii yerine ulaşabildiyse, ve hala bizim Anadolu da kimi aile reisleri hanımlarını erkek doktorlara muayene ettirmediklerini ve bazı dine mensup kadınların ellerini erkek eli değmemesi için tokalaşmadığı ayrıca aşırı dindar ve psikolojik bozukluğu ve kıskançlık duygusunun ağır bastığı duygulardan dolayı kadınlarımız bir takım sıkıntılar çekip bilimsel tıbdan gereği gibi faydalanamamaktadırlar. hatta bazen öyle bir aşamaya geliyor ki kadın hastalığı olan kadının doktora götürülmeyip yada erkek doktorun müdahalesine müsade edilmeyip ölümüne sebep olduğu zaman zaman duyulmaktadır. ve yine önceki estetik ameliyatlara bakış açımız adlı yazımda " bizim toplumun bazı ilkel tabulardan kurtulmuş değildir, bu ilkel tabulardan kurtulması zaman isteyip teknolojik bilimsel gelişmelere katılması ve bu gelişmelerin sonuçlarını görmesi yararlarını ve kazanımlarını anlaması ve belirli bir bilince kavuşması ile gerçekleşir."
Cinsellik Müslüman Toplumlarda bayanlar için evlendiği zaman kocası ile yaşaması gereken ve evlilik dışı yaşananların günah mantığıyla bakıldığı, erkekler için ise belirli bir yaşa gelindiğinde yanılmıyorsam ergenlik vb gibi dönemlerde başlar.
Fakat Avrupa gibi diğer Toplumlarda daha erken yaşlarda başladığı hatta toplumun beklentisi olan yaşlarda başlamayan gençleri psikiyastri gibi tedavi merkezlerine götürüp nedenini araştırıp çözüm için tıbbi ortamlardan faydalandıklarını zaman zaman duymaktayız.
CİNSELLİK insanın karşı cinse duyduğu beraber olma isteğinden doğan ve beyinde başlayan daha sonra vücudun cinsel organları ile iletişim kurması ve beynin vücudun bütününe hitap etmesi ve beynin bu organları kontrol altına alması ve bir anlamda harekete geçirmesi ile başlar ve biter.
CİNSELLİĞİ karşı cinsle konuşmak paylaşmak ve bilimsel tıbbi ortamlardan faydalanmak daha bilinçli ve sorunsuz sağlıklı bir cinsel yaşam yaşanması için gereklidir.
İLKELLİK bu gibi konuları konuşmamak paylaşmamak ve bilimsel gözle bakmamaktır.
CİNSELLİK insanı zinde tutan ve sabahleyin uyandığınızda güne rahat başlamanızı sağlayan insana moral ve güven veren ve yaşamınızın bazı alanlarında başarı getirmesine yardımcı olan duygulardan ve ihtiyaçlardan birisidir.
Keşke birileri bilgisayar olsaydı da bir Arguvan da yada Akörendeyken birileri çıkıpta bunları yazsaydı da bizleri bilgilendirseydi, inanın biz oralarda bu konuları arkadaşlarla konuşurken bile utanır ve hatta ayıp mantığıyla bakar bazı yörelerde kimisi günah mantığıyla baktığımız için, GELECEKTE yaşayacağımız cinsel sorunları ilkel metodlarla çözmek gibi mantığa hizmet etmemiz kaçınılmazdı.
Onun için bu yazının yayınlanmasını isteyecem çünkü bizlerden her zaman gelişen teknolojiyle bir adım önde giden gençlerimizin bu gibi konularda daha mantıklı CİNSELLİĞİ ve özellik cinsel sorunlarını karşı cinsle konuşarak paylaşarak ve bilimsel tıbbi metodlardan faydalanarak çözmesi gerektiğine inanıyor, ve bu yazının da AKOREN.ORG sitesinin sahibi Turan cilfaoğlunun da benim gibi eski gelenekler ve ayıp kimisi günahtır mantığıyla büyüdüğü için sanırım gençliğinde bizim yaşadığımız sıkıntılar yaşamaması için gençliğin yararına yayınlama yanlısı olduğu için yayınladığını (bu yazı biraz daha düzenli olda tabii) ve buna ARGUVANİNFO.COM Yönetimindeki deniz kardeşimin ve diğer arkadaşların bu konuda hem fikir olup yayınlayacaklarına inandığım için yazdım.
Ama siz gençler her zaman aydın ileri görüşlü insan olarak cinsel sorunlarınız olduğunda karşı cinsle (gerek ailenizle gerek kız arkadaşınızla) konuşmaktan ve paylaşmaktan kaçmayıp bilimsel tıbbin sahip olduğu olanaklardan faydalanıp her iki taraf için daha sağlıklı bir cinsel yaşam ve daha sağlıklı bir toplum olması nedeniyle gereklidir.
(Bu yazıyı bir arkadaşımızın taner abi hemen hemen her konuda yazıyorsun cinsellik konusunda yazıp birilerinin bizi yönlendirmesi gerekmez mi? diye benzer bir soru yönelettiği için yazma gereği duydum. siz de bu köylerde yaşadınız, evet güzel kardeşim oralarda cinsellik kapalı bir kutudur bilirim. onun için yazdım inanıyorum ki bu hassas bir konu bunu bir sapıklık olarak algılamasınız. ayrıcı belki bu konu horozun altında yumurta arayanlar için bir fırsat olur yada pusuda yatan bekleyenler için bir umut olur ne bileyim.)
AYRICA bu arada yazdığım anlamlı güzel sözleri bilirsiniz, bir çok konuda yazdığım bu güzel sözleri dünya da pek yazan yok yazan da en fazla bir tane yazıyor şu an oda yok, çünkü o kadar çok yazıldı ki yazamıyorlar ama ben yazıyorum yazmaya da devam edecem .Amerikalarda Avrupalarda sinema filmlerinde bu bir çok konuda yazdığım sözler yerinde kullanıldığında filmleri çok sattığını ve çok seyirci topladığını ve o ulusların felsefeyi sevdiği için bu filmlere oldukça ilgi gösterildiğinden dolayı bu sözleri benden ve ailemden izinsiz olarak kulananlara karşı HUKUKSAL mücadele başlatılacağını ve emeğimin karşığını alacağımı herkesin bilmesini ister. bu Arguvan yöresine ait sitelerde bu yazı ve sözlerin bana ait saklı ve site yönetimleri ve sahipleri tarafından sonsuz destek verildiğini bildiririm . yazan ALİ TANER GÖBEKOĞULLARI / ARGUVAN /Akören köyü / alitanergobek@hotmail.com

ALI riza UGURLU    29 Kasım 2007 16:01
Üc Güzel insanimiz:
Kazim EROGLU
Mehlika TURGUT
Ali Taner GÖBEKOGULLARI

birbirini tamamlayan o güzel anlamli akilla alti cizilecek yazilarinizdan dolayi sizi yürekten kutluyorum. Elbetteki vefasizdan dost olmaz, vefasizlarin kendileri de asla dos tutamazlar:
Bir sirimin basta bir kitasi ile size dost kim tarif etmeye calisayim.

Dost odur ki dostu daim dost tuta
Dost odur ki dosta dostlugu arta
Dost odu ki düsman gördü dayata
Gördügümde kulu kurbani olam

Iste öyle birileri bulundugunda bas taci edilir, diyorum.
Dostlariniz cogalsin diyor,
Saygi ve sevgilerimle diyorum...

MEHLİKA TURGUT    29 Kasım 2007 14:52
TEŞEKKÜR EDERİM

Değerli Büyüklerim Ali Rıza Uğurlu Amca, Kazım Eroğlu Abi ve Ali Taner Abi;
Güzel yorumlarınız için gerçekten çok teşekkür ederim.Sizlerin begenisini bilmek beni fazlasıyla onurlandırdı.
Ben hayat içinde olumlu olumsuz,birbirinin zıttı tüm kavramları kardeş olarak degerlendirmeye çalışıyorum.İyi nin kardeşi kötü olmalı ki biz iyi olanın degerini anlayabilelim.Ya da dostluğun kardeşi olan düşmanı da bilmeliyiz ki zor günümüzde yanımızda olanla iyi günümüzde yanımızda olanı ayırtedebilelim.Birbirimize olan sevgimizi bile dile getiremeyen karmaşık bir yapımız var.Hayatın içinde sevgi varsa ve biz sevgiyle alakalı tüm duygularımıza gem vuruyorsak hayatı paylaşma konusunda da çok başarılı olamayacağımızı düşünüyorum.Yine de kurtuluşun sevgiyi ifade etmekten geçtiğini inanıyorum.Sevdigini farkeden insan hayatı daha iyi görmeye başlayacak,yumurtasını kırıp dışarı çıkmaya çalışan civciv gibi sevimli olacak bence.Ama önce küçücük civcivin verdiği mücadeleyi vermek zorundayız.Karıncaların yemek artıklarını nasıl taşıdıgını izlerken hep bir şeyler buldukça,yuvaya bir yiyecek parçası götürdükçe mutlu olduklarını o yüzden koşa koşa gittiklerini düşünürdüm.Oysa şimdi daha farklı bakıyorum ve onların neşesi kendi yiyeceği yemeği bulmalarından değil,paylaşacagı için diyebiliyorum.Ve demek ki diyorum paylaşmak insanın ayaklarını yerden kesebilir.O yüzden şimdiden en yakınımızdaki insana gülümsemekle, sokakta meyve satan birine selam vermekle dünyaya sevgiyle bakmaya başlayabiliriz.
Sevgilerimle...
MEHLİKA

ibrahim göksu    28 Kasım 2007 22:29
değerli büyüğümüz elif han halanın vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayiz batal abhisinin müsaip çocukları başta anem zeynep göksu ibrahim nadir mızırap devrim göksu gültekin ailesinin acılarını paylaşıyor merhuma tanrıdan rahmet diliyorum GÖKSU AİLESİ ADINA İBRAHİM GÖKSU

AliRiza Uğurlu    28 Kasım 2007 21:43
SEVGİLİ KARDEŞİM MEHLİKA

Senin de kalem tutan ellerine, sevgi dolu yüreğine sağlık, deyip ondan sonra iki laf daha etmek istiyorum.
Şeker kardeşim, vefalı insan vefasıza kızar ve kızmakta da o kadar haklıdır ki yerden göğe kadar.
-Birisi vefalı olacak, karşı taraf vefasız
-Birisi cefakar olacak, diğeri zevki sefada
-Birisi Fedakar olacak, öbürü nankör. Elbetteki böyle olunca da, yalnız aralar açılmakla da kalmaz, insan kendi kendisini yalnızlığa iter. Yaşamın tadı tuzu azalır.
Peki, bunların nedeni ne olabilir? Ekonomik midir? Evet, diyebiliriz. Peki ona neden ne olabilir? Balık baştan kokar, derler ya.
İşte benim o (SAPTIRMACILIK SAFSATALIKTIR) yazımın alt bölümünde tarif ettiğim son cümlede, Yaşam biçimi,Yani, hayatı paylaşılınca, bu sorumsuzluk ve davranışların önü büyük bir ölçüde kesilecektir diye düşünüyorum.

Sevgi ve muhabbetlerimi gönderiyorum.

kazım eroğlu    28 Kasım 2007 19:50
DİLERİMİZ DOST DOST DİYE ÇAĞIRIR

Kısa bir süre önce kendisini İstanbulda şahsen tanıma fırsatı bulduğum ve bundan da büyük mutluluk duyduğum saygıdeğer büyüğüm sevgili Ali Rıza abimin ve kısa ama güzel ,özlü,anlamlı yazılarıyla tanıdığım bir başka değerli dost sevgili Mehlika Turgutun yazılarını okuyunca yukarıdaki sözcükler aklıma geldi; dillerimiz dost dost diye çağırır. Türkülerimiz,
deyişlerimiz, semahlarımız ve insana hitabımız ve yaklaşımlarımız dostluk adınadır.
İnsan ilişkilerinde dostluğun azaldığı koşullarda insan, dostluğun ne kadar güzel bir duygu olduğunu düşünmeye başlıyor.Aslında bu duygu, insan olmanın çok doğal bir yaklaşımıdır. Yani insanın özüdür.
Üretici güçlerin gelişimine paralel olarak değişen üretim biçimi,üretim ilişkiler bu doğal yapıyı da bozmaya başlıyor ve bu yapı üzerinden gelişen yeni bir kültür şekillenmeye başlıyor.İşte bu kültür günümüzde burjuva kültürü olarak karşımıza çıkıyor(ülkemizde bu kültürün şekillenmesi ekonomik yapıya bağlı olarak çarpık bir kültürel şekillenmedir). Başka bir anlatımla burjuva ilişkileri topluma egemen olmaya başlıyor.Burjuva ilişkilerin özü de tümüyle çıkar ilişkilerine dayanmasından dolayı günlük insan ilişkilerinde bile dostluk ve sevgi gibi insanı insan yapan doğallık kaybolmaya yüz tutuyor.Toprak doğallığını kaybetmiş, yediğimiz, içtiğimiz,giydiğimiz,kullandığımız hemen her şey kendi doğallığından bir şeyler kaybetmiştir.Günümüzdeki gen teknolojisi tüm canlıların genetik yapısını değiştirebilmektedir.Kısacası her şeyimiz hormonlaşmış durumda.İnsan ilişkilerinin de bundan payını almaması düşünülemez.
Burada ki sorun teknolojik gelişme değildir.Bir kimsenin teknolojik gelişmeye karşı çıkması elbette düşünülemez;sorun, teknolojinin belli bir sınıfın çıkarları doğrultusunda kullanılmasıdır.Tıpkı bu ,atomun iyi ve kötü amaçla kullanılması gibidir.Kapitalist kültür öyle bir meret bir kültür ki,değişik yönleriyle hemen herkesimi etkileyebilmektedir.Dostluk ve sevgi ilişkileri de bundan nasibini alarak hormonlu hale gelebiliyor.Toplumdaki çoğu insan bu ilişkilerin girdabında oldukları halde bu ilişkilerden yakınır.Bu yakınma, insanın kendi özünü hatırlaması ve bu ilişkilerden zarar görmesinin bir sonucudur.
Kendi özümüze,toplumsal-sınıfsal gerçekliğimize tezat teşkil eden bu yozlaşmanın(yoz kültürün) panzehiri kendi özümüzü tanımamızdan geçer,yani eğitim eğitim yine eğitim. Sanırım Ali Rıza abinin yazısında (3.bölüm) dikkat çekmek istediği konuda bu. Kendisinin tüm yazısına da katıldığımı burada belirtmek isterim.Kuşkusuz ,sana katılıyorum,çok güzel yazıyorsun diye methiyeler düzmekle kendi sorumluluğumuzu yerine getirmiş olmuyoruz.Bu düşünceyi zenginleştirerek daha etkili bir gündem oluşturmak,daha gür sesle haykırmak hepimizin de sorumluluğudur,her birimiz de bu düşünsel üretime katılmalıyız ki anlamlı olabilsin. Bir çoğumuz, bizler üzerinde(aleviler yada başka inançsal,etnik azınlıklar olabilir) oynanan oyunların farkında değiliz,bu oyunların bizleri nereye sürükleyebileceğini göremiyoruz. Durum böyle olunca da isteyen istediği gibi atını oynatabiliyor.Açıkçası Alevilik ve Aleviler Sünni inancı gibi, bir tutam bal gösterilerek,resmi devlet inancının
(kültürünün) etkisi içerisine sokulmaya çalışılarak hormonlaştırılmaya çalışılıyor.Bu duruma razı olan Aleviler var,ama onlar artık Alevi değil.Aleviliği bir şekilciliğe,bir gösteriye indirgemek Aleviliği hiç bilmemek demektir. Ne zaman ki Aleviliği bir yaşam felsefesi,bir yaşam biçimi olarak düşünmeye başlarız o zaman Aleviliğe yaklaşırız.Mahsuni babanın bir türküsü vardı bilirsiniz işim gücüm yalan dolan/ben Alevi olamam ki...diye gidiyordu.
Alevilik çok farklı kültürlerden beslenerek kendini şekillendirerek ve olmadık kıyımlara karşın kendini koruyarak ve geliştirerek günümüze kadar gelmiştir;bunu kimse yok edemez; ama biz gayım gayım durdukça.
Ali Rıza abi,El Aranıyor şiir kitabınızı baştan sona okudum.Gerçekten çok güzel olmuş eline,bilincine,sanatına ve yüreğine sağlık.

Sağlıcakla ,sevgiyle,dostlukla kalın.Sevgiler,Saygılar.

ali taner gobekogull    28 Kasım 2007 16:41
Vefalı olmak ve vefasız olmak vardır. ama vefalı olmak insanı her zaman yüceltir ve karşınızdaki insan eğer kıymet biliyorsa sizin değerinizi çok iyi anlar ve ona göre davranır. o kadar kesmekeş varken neyleyeyim başkasını demeyen MEHMET KARA İsimli eski bir benim dostum mehmet karayla Arguvan lisesinde aynı sınıfı hatta aynı sıraları paylaştığım bu güzel yürekli dostumun yıllar sonra hatta yaklaşık 20 yıl sonra bana mutluluklar dilemesi beni hatırlamasından dolayı düşünecek tek şey vardır. dost olmalı ki vefalı ola, eğer dost arıyorsan vefalı dostu ara ama bilebilirmisin kimde vefa var kim de yok diye, eğer vefasızı severde ona yaslarsan sırtını bilesin ki güvendiğin dağlara kar yağar, onun için bu dünyada vefalı dostun olsun başka bir şeyin olmasın . Mehmet Karaya teşekkür eder saygılarımı iletir .(alitanergobek@hotmail.com beni eklerse sevinirim ve sohbetimiz sürer.) sevgili arkadaşımız melika güzel bir konuya değinmişsin aslında güzelde ifade etmişsin ayrıca Alirıza Uğurlu abinin Alevilik üzerine yazdığı açıklayıcı ve anlatımı güzel olan ve aleviliğin anlamını saptıranlara iyi bir cevap teşkil etmektedir. saygılarımla. yazan :Ali Taner Göbekoğulları

MEHLİKA TURGUT    28 Kasım 2007 13:51
VEFA ÜZERİNE BİRKAÇ KÜÇÜK CÜMLE

Ne kadar tahammülsüz bir insan topluluğu olduğumuzu düşünüyordum.Aklıma nereden geldiyse vefa geldi.Belki yagmur yağarken birçok insanın kendine sığınacak bir yer araması beni rahatsız etti.Hayatımızı devam ettirebilmemiz için bu yağmura ne kadar ihtiyacımız olduğu ve bizlerin yine de yağıyor diye sitem ettiğimiz yağmur beni aldı taaa vefasızlara götürdü.
Hayatımız içinde bir sürü keşmekeş varken bir de başkalarını mı düşüneceğim zihniyeti ile haraket ettiğimiz ve bunu yaşamın her alanına geçirdiğimiz için insanları sevmek istemiyorum ama yapamıyorum sadece kızıyorum.Ve bazen bir de bakıyorum ki karşımdaki kişiler o kadar vurdumduymaz ki ben kendimi tüketirken onlar pek bir keyif sürüyorlar.Hemen hemen herkes birbirinin aynısıyken kime,neden kızacağımı da bilmiyorum.Sadece oturuyorum düşünüyorum gerçekten bizi sevdiğini bildigimiz insanlara her an elimizin altında,gece lambası gibi başucumuzda bulundurduğumuz telefonlarımızla bir hatır soramayacak kadar vefasız mı olduk biz?
Dostluk sonbaharda dökülen yapraklar gibi gelip geçici midir?Bir defa kırılan kalp bir dahaki ilkbaharda yeniden tazeler,biz dostumuza yeniden aynı eskiden olduğu gibi dost olabilir miyiz?Ben beni kıranlara,defalarca aramama ragmen dönüp bir defa nasıl oldugumu merak etmeyenlere dost diyemem,dememeliyim.
Ölümün her an takipte olduğunu bilerek yaşıyorum ve bazen acı çekmek pahasına bile olsa kimseyi kırmamak için yogun çaba sarfediyorum.Ama bazen de içine dostum dediğim insanların sevgisini doldurduğum kavanozun elimden kaydığını düşünüyorum.O kırılırsa sadece ben mi üzülecegim bunu düşünmek bile istemiyorum.
Sevgilerimle dostça kalın....
MEHLİKA

MEHLİKA TURGUT    28 Kasım 2007 12:23
Sevgili Ali Riza Uğurlu Amca;
Ne de güzel anlatmışsınız,kaleminize,yüreğinize saglık.Beğenerek ve size hak vererek okudum.Hele Tanrı ve şeytan diyaloğu sonrası ettiğiniz söz gerçekten de muhteşem olmuş.Harikasınız.Saflarımızı korumaya çalışırken aramızda bizleri haketmeyenleri elemeye çalışmak zorunda kalmamamız da aslında o kadar kötü değil.Herkes ait olduğu yeri buluyor.Varsın giden gitsin biz bize yeteriz.Kendinize iyi bakın.
Sevgilerimle ellerinizden öpüyorum...
MEHLİKA


1689
Defterdeki Mesajlar